Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.4.16

Soluklanmak İçin 5 Kısa Kitap Önerisi

Merhabalar,
Sıklıkla konusunun ya da anlatımının ağır olduğunu düşündüğüm bir kitaba başlamadan önce; hem sayfa sayısı az olan, hem de beni çok yormayacak olan öykü kitaplarını okumayı çok seviyorum. Böylece hem biraz soluklanmış oluyor, hem de gözümü korkutan kitaplara biraz daha rahat başlamış oluyorum. Bu vesileyle okuyup beğendiğim, sizinde mutlaka beğeneceğinizi düşündüğüm kitapların 5 tanesi için ufak bir liste yaptım.

"Amok Koşucusu" - Stefan Zweig 
Stefan Zweig'in anlatımına, karakterlerinin psikolojik betimlemedeki başarısına gerçekten hayranım. Yazar, kitabı soluklanmak için bir kenara koymanızı istemiyor, bir oturuşta bitirmeniz için elinden geleni yapıyor.
Ben kapakta da gördüğünüz üzere Zeplin Kitap yayınevinden çıkan baskısını okumuştum. İçinde 4 adet sürükleyici öykü bulunuyor. Özellikle kitaba ismini veren Amok Koşucusu benim favorim oldu.



"Palto" - Nikolay Vasilyeviç Gogol
Sıradan, kimsenin saygı göstermediği bir devlet memuru olan Akakiy Akayiveç, Petersburg'un soğuk havasında paltosunun ısıtmayıp eskidiğini fark eder ve yenisini alamayacak durumda olduğu için terziye yama yaptırmak için gider. Terzinin tamir edilemeyecek kadar eskidiğini söylemesi üzerine yeni palto alabilmek için para biriktirmeye başlar. Yeni paltosunun dikim sürecini beklerken hayatında ilk defa bu mutlu olduğunu hisseder.

"Fareler ve İnsanlar" - John Steinbeck
İki mevsimlik tarım işçisi olan George ve aklı dengesi yerinde olmayan cüssesi büyük Lennie'nin kalplere dokunan dostluğunu anlatıyor Fareler ve İnsanlar. Bu iki dostun hayatta tek istedikleri şey kendi topraklarına sahip olmak, kendi ektiklerini yemek ve özgür olmak.. Bu amaçla para kazanıp biriktirmek için gittikleri çiftlikte, başlarına gelen olaylara şahit oluyoruz.



"İnsan Neyle Yaşar?" - L.N. Tolstoy
Tolstoy'un bu eseri 6 kısa öyküden oluşuyor. Öykülerin hepside öğüt verici ve ders çıkarıcı. Özellikle insan ilişkileri, inanç ve sevgi temaları üzerinde anlatmak istediğini net bir şekilde anlatıyor yazar. Uzun zamandır Tolstoy okumak istiyor, fakat kitapların kalınlığını aklıma getirdikçe vazgeçiyordum. Bu kitapla esas okumak istediklerime geçiş yapabileceğim.


"Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler" - Yalçın Tosun
Gözüm kapalı önerebileceğim bir öykücü Yalçın Tosun. Bütün kitaplarını severek okumuşumdur, ancak Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler isimli öykü kitabı beni derinden etkilemiştir. Anlatımı duru ve bir o kadar duygu yoğunluğu yüksek öyküleri barındırmakta. Mutlaka tavsiyemdir!






Benim soluklanmak için seçtiğim kitaplar bunlardı, sizlerin tavsiyelerinizi de bir o kadar merak ediyorum, paylaşırsanız çok sevinirim.
Mutlu Günler*

1.4.16

Kitap: Karanlığın Sol Eli - Ursula K. Le Guin


O kadar dahice bir roman yazmış ki Ursula K. Le Guin, okurken onun zekasına hayran kalmamak, ve yarattığı farklı dünyalarda kaybolmamak elde değil. Karanlığın Sol Eli, bilimkurgunun iki önemli ödülü olan Hugo ve Nebula'yı kazanmış. Okumak isteyenler için çok da tadını kaçırmadan kitabın konusuna değinmek istedim.

83 gezegen ve 3 bin milletten oluşan Ekumen, Gethen gezegeni ile ittifak kurmak için Genli Ai isminde erkek bir elçiyi Gethen'e gönderir. Ekumen bir krallık değil, koordinatördür; ticaret ve bilgi için değiş tokuş yeridir. Gethen'e elçi göndermelerindeki amaçları, bu oluşturdukları bilgi akışına Gethen'lileri de dahil etmektir. Elçi Ai, Gethen'lilerin hayatlarını incelerken, bir yandan da kralın ve halkın güvenini kazanmaya çalışır. Fakat Ai'nin elçilik yolunda önüne türlü engeller çıkar, burda ona Lord Estraven yardımcı olur. Yazar ayrıntılı bir şekilde Ai ve Estraven arasındaki ilişkiyi anlatır.

Gethen'liler birçok yönden Ekumen'den farklıdır. Gethen de sadece kış mevsimi yaşanır. ("Kış" olarak da adlandırılır) İklimlerinin bu kadar sert geçmesinden dolayı burada savaş kavramı yoktur. Kış'taki savaş; bireylerin doğaya karşı sürdürdükleri savaştır.
Bir diğer farklılık; Kış gezegeninin bireyleri çift cinsiyetlidir. Ayın belirli dönemlerinde -kemmer- diye adlandırdıkları döngüde salgıladıkları kadın ve erkek hormonlarıyla çocuk sahibi olabiliyorlar. Daha önce hamile kalmış bir Gethenli, başka bir kemmer döngüsünde baba sıfatını üstlenebiliyor. Bu arada cinsel ilişki sadece karşılıklı isteğin olduğu zaman gerçekleşebiliyor, yani burada tecavüz diye bir kavram yok! Kadın veya erkek olmanın hiçbir anlam ifade etmediği için bireylerin herhangi bir davranış kalıplarına girmesine de gerek yok.
Kitabı okurken, bu değişik gezegenin karakterlerini zihnimizde kadın ya da erkek olarak canlandıramamak çok garip geliyor. Yazar da bunu "Yeni doğmuş bir bebek hakkında ilk sorduğumuz soru nedir?" diyerek açıklamış.



Kitaptaki anlatım çoğunlukla Genli Ai'nin ağzından anlatılmakla birlikte yer yer elçinin çalışmalarını destekleyen Lord Estraven'nin de tuttuğu güncelerden oluşuyor. Bu arada yazar ara ara halk efsanelerinden, masallardan kesitler sunuyor bize.

Ursula K. Le Guin ile "Mülksüzler" kitabıyla tanışmıştım. Aynı Mülksüzler'de olduğu gibi, Karanlığın Sol Eli'nde de yarattığı dünyalara girdiğinizde, dikkatinizi hiçbir şey dağıtamıyor ve eser kendini merak içinde okutturuyor. Bu iki kitabın ardından, yazarın bütün eserlerini okuma açlığına kapıldığımı da belirtmek isterim.
Mutlu Günler*

10.3.16

Kitap: Neler Okudum #3

Merhabalar,
Son zamanlarda okuduklarımı kısa kısa paylaşmak istedim. 
*Mutlu Günler


"Biri, Hiçbiri, Binlercesi" - Luigi Pirandello
Nobel ödüllü İtalyan yazarın bu önemli eseriyle geç de olsa tanıştığım için çok mutlu oldum. Kitabın konusu kısaca şöyle ;
Sıradan bir hayata sahip olan Moscarda'nın birgün, karısının burnunun eğri olduğunu söylemesiyle hayatı değişir. O güne kadar gayet düzgün bir burna sahip olduğunu düşünen Moscarda, etrafındaki insanlara nasıl gözüktüğüyle ilgili sorgulamalara başlar. Fakat bu sorgulama bir tür "delilik"e dönüşür. Tanıdığı herkes için farklı bir ben'e sahip olduğunu anlayan Moscarda, insanın bir mi, binlerce mi, yoksa hiç mi olduğu sorusuna cevap arar.

"Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz" - Melisa Kesmez
Yepyeni, kalemi çok kuvvetli bir kadın öykücüyle tanışmanın mutluluğu! Normalde öykü kitaplarını okuyup bitirdiğimde tekrar başa döner, beni en çok etkilemiş öyküleri seçmeye çalışırım. Melisa Kesmez'in öykülerini de ayrı ayrı çok sevdim. Hepsini. Abartısız, akıcı, gerçekçi. Şiddetle bu güzel kadınla tanışmanızı tavsiye ediyorum. "Bazen Bahar" isminde bir diğer öykü kitabı daha Sel Yayıncılık'tan çıkmış bulunmakta.


"Biz" - Yevgeni Zamyatin 
En çok okumayı sevdiğim tür galiba distopya diyebilirim. Bu türde ne yazıldıysa okumaya çalışıyorum bu aralar. Öyle bir kitapla karşılaştım ki, bütün distopya kitapların öncüsü olarak geçmekteymiş. Kitabın konusuna kısaca değinecek olursam;
26. Yüzyılda, kişilerin isimler yerine numara ve harf kombinasyonlarından oluştuğu, doğanın yeşil duvarın arkasına sürüldüğü, herşeyin devlet kontrolünde olduğu bir yapı anlatılıyor. Bunu İntegral adını verdikleri uzay gemisinin mimarı D-503 birgün I-330'la karşılaşır ve bugüne kadar hiç sorgulamadığı şeyleri sorgulamaya başlar. Hayal etmeye başlar. Ki bu, 26. yüzyılda bir hastalık çeşitidir. 

"Northanger Manastırı" - Jane Austen
 Jane Austen'nin "Gurur ve Önyargı" kitabı uzun süredir okuma listemdeydi. Bende onu okumadan önce, öldükten çok sonra yayınlanan yazarın ilk romanı olan Northanger Manastırı'nı okumak istedim. Kitabın konusu ise şöyle:
Catherine , 17 yaşında, on çocuklu bir ailenin çocuğudur. Çok yetenekli ve akıllı bir kız değildir, hatta kitap boyunca fazla iyi niyeti ve saflıklarıyla öne çıkmaktadır. Komşularıyla ailesinden uzakta, Bath'de altı hafta geçirecek olan Catherine, bu sürede yeni arkadaşlar edinir, balolara gider ve gönlünü yakışıklı ve kültürlü Bay Tilney'e kaptırır. Bu aşkın nasıl ilerlediğini, yan karakterlerle olan diyaloglarını akıcı bir şekilde okutuyor bize yazar.
   

Sizin son zamanlarda okuyup tavsiye edebileceğiniz kitaplar var mı ? 
Paylaşırsanız sevinirim *


6.2.16

Kitap : Neler Okudum? #2

Merhaba,
Bu ara sadece ama sadece okuyarak geçirdiğim bir zamandayım. Okuduklarımı, tavsiye ettiklerimi kısa kısa sizlerle paylaşmak istedim.


*Mahir Ünsal Eriş - Olduğu Kadar Güzeldik 
Son zamanlarda okuduğum açık ara en iyi öykü kitabıydı desem çok abartmış olmam sanırım. Sekiz tane öykünün hepside o kadar samimiki, Erdek'i, Bandırma'yı, Biga tostunu okurken bir hüzün yerleşiyor içinize. En çok sevdiğim öyküler ise: "Benim Adım Feridun" ve "Stoper" oldu.

*John Berger- Düğüne
Oldukça hüzünlü bir romandı Düğüne. Kitap bitti ama, içimde Ninon ve Gino'nun buruk aşkı.. HIV + hastası olan Ninon ve öleceğini bile bile onu bırakmayan Gino, ve herşeye rağmen hazırlıklarını yaptıkları düğünleri.. Okumanızı tavsiye ederim.

*Gülayşe Koçak- Gözlerindeki Şu Hüznü Gidermek İçin Ne Yapmalı?
Uzun zamandır bol monologları ve dialogları olan bir roman okumamıştım. Yasemin ve Mehmet ikiside ikinci evliliklerini yapmış, biri klasik müzik tutkunu, diğeri akademisyen olan iki karakterdir. Yazar da bizi bu iki karakterin evliliklerinden, geçmişte yaşadıkları ilişkilerden, problemlerinden bahsetmiş. Ben hiç sıkılmadan bitirdim ve Gülayşe Koçak ile bu kadar geç tanıştığım için biraz utanç duydum.

*Stefan Zweig- Bir Kadının Hayatından 24 Saat
Sanki bir kitap okumadım, film izledim. Stefan Zweig olay örgüsünü öyle güzel, öyle heyecanlı anlatmış ki, ara vermeden bir solukta okunan cinsten! Bir kadının sıradan bir hayatı varken, bir gün başından öyle bir şey geçiyor ki, hayatında geçirdiği bu 24 saati ilk defa dile getiriyor. Mutlaka okuyun!


*Jostein Gaarder - Sirk Müdürünün Kızı
Sınırsız bir hayalgücü.. Aklına gelen fikirleri yazarlarla paylaşan, hayatını yazar yardımı yaparak geçiren Petter'in hikayesini anlatıyor Sirk Müdürünün Kızı. Petter'in çocukluğundan başlayarak hayatını kendisinden okuyoruz, zaman zaman kendi hayal dünyasına girip aklındaki hikayeleri anlatıyor, ve eğlenceli başlayıp, hüzünle noktalıyor kitabı Jostein Gaarder.

*Barış Bıçakçı - Seyrek Yağmur
Merakla beklediğim, bir çırpıda okuduğum, incecik ama çok şey anlatan bir kitaptı Seyrek Yağmur.. Bütün diğer Barış Bıçakçı kitapları gibi, bu kitabıda tekrar okunacaklar listeme girmiş bulunmakta.
"Kitapçı Rıfat. Hikayesi çok hazin. Bütün ömrü seyrek bir yağmurun peşinde koşmak ile geçiyor." Rıfat'ı anlatıyor yazar, kitapçı dükkanını, unutamadığı sevgilisini, kedisi Hakkı'yı, babasını anlatıyor ; abartısız, ince bir anlatımla, özlediğimiz Barış Bıçakçı yorumuyla..


28.12.15

Kitap : Neler Okudum?

Uzun bir aradan sonra merhaba!
Ev yenileme ve birtakım internetteki sorunlar nedeniyle bu ara ne yazıkki film ve dizi izleme rutinlerim bir hayli aksadı. O yüzden bu dönem benim için daha çok okuma ağırlıklı oldu. Film ve dizi izlemeye ara verince şu anda resmen izlemek için bir şeyler seçemiyorum :) Bunu da takip etmeyi çok sevdiğim, uzun zamandır yazılarını okuyamadığım bloggerlardan depolayacağım gibi gözüküyor :)

Bu sürede neler okudum ?


*Satranç - Stefan Zweig
Ufacık, tefecik bu kitabı bir türlü elime alıp okuyamamıştım. Bir oturuşta sizi içine alan ve sonunu merak ettiren uzun bir öykü den oluşuyor Satranç. Stefan Zweig ile de tanışmış oldum, bu anlatımından sonra ilk kitap siparişimi verdiğimde diğer kitaplarını da edineceğim!

*Mülksüzler - Ursula K. Le Guin
Uzun süredir okumaktan korktuğum bir kitaptı Mülksüzler. Belki yanlış zamanda gidip geldim okumak için bilmiyorum, ama kesinlikle en doğru zamanlamamda okumuşum, ve çok beğendim! Ütopik bir roman, Annares ve Urras isminde iki gezegen bulunmakta, Annares Odocu anarşistlerden, Urras ise kapitalist ve devletçilerden oluşmaktadır. İki gezegenin birbiriyle hiçbir iletişimi yoktur ve ana karakterin Annares'li Shevek'in fizik dalında araştırma yaparken, Urras'a gitmesiyle birbirlerinden ne kadar farklı düzenle idare edildiğine şahit oluyoruz. Kendi bulunduğumuz düzeni de sorgulatacak, akıcı bir dille yazılmış bir roman. Mutlaka okuyun!

*Fahrenheit 451- Ray Bradbury
İtfaiyicelerin yangını söndürdükleriyle değil, etraflarındaki kitapları yakmakla görevli oldukları bir çağdayız. İnsanların sadece televizyon seyrederek vakitlerini geçirdikleri, sorgulamadıkları bir dönem. Burada itfaiyicimiz Montag, bir kitabı yakmayıp, onu merak ediyor ve kitap bu şekilde ilerliyor. Güzel bir distopya, tavsiye ediyorum!

*Mesela Saat Onda-Engin Gençtan
Okuduğum en değişik kitaplardan biri diyebilirim. İlk defa okuduğum bir yazar, dilini çok sevmekle birlikte, karakterleri fazla ve karışık buldum. Fakat, çok ilginç bir zekayla yazıldığı kesin!

*Karasevdalılar- Javier Marias
Maria isminde bir kadın, her sabah işe gitmeden aynı kafe de kahvaltı yapar ve hergün onunla aynı kafede karı-koca bir çift de kahvaltı yapmaktadır. Onları uzaktan gözlemler ve ister istemez bir yakınlık duymaya başlar. Fakat adam bir cinayete kurban gider ve Maria bu olayın perde arkasını araştırırken bulur kendini. Güzel bir kitap fakat, ben okurken biraz sıkıldım.

Benim okuduklarım bu şekildeydi. Siz bu aralar neler okudunuz ?
Mutlu Haftalar!

25.9.15

Kitap: Günübirlik Hayatlar - Irvin D. Yalom


Öykü okumayı seviyorum, bölüm bölüm olması beni rahatlatıyor ve daha çabuk ilerleyebiliyorum okurken. Irvin D. Yalom'un yeni çıkarttığı Günübirlik Hayatlar kitabı da 10 ayrı gerçek psikoterapi öyküden oluşmakta. 82 yaşında olmasına rağmen hala, San Francisco' daki özel kliniğinde hastalarıyla buluşan Yalom, bizlere bir güzellik yapıp yayınlamış kitabı. Okurken 10 ayrı hayata gidiyoruz, beynimizi meşgul eden olayların ana sebebine gitmeye çalışıyor Yalom. Bunu da yaparken okuyucuyu hiç sıkmadan, boğmadan anlatıyor. Ancak, ben okurken biraz daha ayrıntı istediğimi, kişilere daha fazla bağlanabilmek adına istedim. Görüşmeler sanki bir anda oldu ve bitti gibi geldi. Kişilerle çok fazla bağ kuramadım. Belki daha önce okuduğum Nietzsche Ağladığında ve Divan kitaplarındaki gibi yoğun bir olay örgüsü istedim, bilmiyorum. Bu psikoterapilerde, daha çok ölüm korkusuna kapılan hastaların yaşadıklarına değinmiş Yalom. Zaman zaman samimiyetiyle kendi hayatından, kendi yaşlılığından da örnekler veriyor.
Kitabın ismi ise Marcus Aurelius'un Düşünceler kitabında gelmekte. Son öyküde buna değinilmiş. Güzel bir alıntı, burdan da paylaşmış olayım.

"Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok. Hepsi geçici. Hem anılar hem de onların nesnesi. Her şeyi unutmuş olacağın günler kapıda, her şeyin seni unutacağı günler yakın. Bil ki çok geçmeden hiç kimse ve hiçbir yerde olacaksın."

Mutlu Günler*

21.9.15

Neler Yapıyorum ?

Ben sıcak havalarda daha çok eve kapanan insanlardanım. Havanın sıcak ve güneşli olması beni pek olumlu etkilemiyor. Bende bu zamanları dizi izleyerek geçirdim.
Modern Family'nin 5 ve 6. sezonlarını bir türlü izleyememiştim, bu sırada onları kapatmak istedim. Gerçekten çok seviyorum bu aileyi! Her bir karakterin yeri ayrı. Hepsine ayrı ayrı o kadar çok gülüyorum ki, bu dizi beni mutlu ediyor! Bu hissi bir tek Friends'i izlerken yakalayabilmiştim. Sonrasında Modern Family.


Billy&Billie isimli diziye başlayıp, kısa sürede bitirdim. Lazzy Otter sayesinde haberdar olmuştum (iyiki bloglar var). Çok sevdim, ikinci sezonu heyecanla beklemekteyim. İlişki dizilerini gerçekten seviyorum! Şu an ne izlesem, neye başlasam diye kara kara düşünmekteyim.



Kitap siparişi verdim. Aslında sırada okunacak o kadar çok kitabım var ki. Kendimi biraz şımartmak istedim, hem birkaç kitabın ne zararı olur ki!

Irvin D. Yalom, benim çok sevdiğim bir yazar. Daha önce "Nietzsche Ağladığında" ve "Divan" kitaplarını okumuştum. "Günübirlik Hayatlar" ise son çıkan kitabı, gerçek psikoterapi öykülerinden oluşuyor. 
Karasevdalılar, yazarın aldığım ilk kitabı. Instagram'da kitap paylaşımlarını ilgiyle takip ettiğim bi kullanıcının tavsiyesi ile sipariş verdim. Arka kapağından okuduğum kadarıyla sürekleyici bir romana benziyor.

Engin Gençtan gibi önemli bir yazarın kütüphanemde hiç kitabının olmadığını farkettim. Mesela Saat Onda'nın güzel bir olay örgüsüne sahip olduğunu duymuştum, en yakın zamanda okunması için sepetime ekledim!
Fahrenheit 451, kitapçıya her girdiğimde elime alıp, almakta kararsız kaldığım bir kitaptı. Bunun sebebi çevirisinin çok başarılı olmadığını duymamdı. Distopya kitapları sevdiğim için, çevirisi kötü olsada okumalıyım düşüncesiyle almaya karar verdim. 
Bunların haricinde, bloguma güzel bir tema hazırlamak için çaba sarf ediyorum, ama beğenmem ve uygulamam oldukça zaman alıyor,

Simon & Garfunkel

Bir de minik bir şarkı paylaşımı olsun*  Simon & Garfunkel
Mutlu Günler!

20.9.15

Kitap - Film: Lolita



Uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı Vladimir Nabokov. Doğru zaman için beklettim ve bu yaz alabildim Lolita'yı elime. Daha önce Nabokov un hiç bir kitabını okumadığım için hem heyecanlıydım hem de ,ya sevmezsem diye bir korku da vardı içimde.

-Lolita-
Dir: Adrian Lyne
-1997-

Öncelikle Nabokov'un anlatımını gerçekten çok sevdim. Bazı tasvirleri o kadar ayrıntılı ve etkileyiciydi ki, okurken karakterleri kafamda çok rahat canlandırabildim ve onlara daha kolay bağlandım. Bazı bölümleri saymazsak, genel olarak sürükleyici ve özellikle sonlara doğru epey merak ettiriciydi. Hemen arkasına filmini izlediğimde, kitap ne kadar doluydu, film biraz yavan kalmış dedirttirdi. Bu arada Lolita'nın 1962 yapım  Stanley Kubrick ve 1997 yapım Adrian Lyne yönetmenliğinde olan iki versiyonu bulunmakta. Ben izlemek için 1997 versiyonunu seçtim.
Kitaptan birazcık bahsedecek olursak
Orta yaşlı dul bir Fransız olan Humbert Humbert dil profösürüdür. İşi için Amerikaya gelir ve kiracı olarak kaldığı evin sahibinin kızını ilk gördüğünde kalbi çarpmaya başlar. Evet, Dolares'le yani Lolita'yla tanışır. Aslında Lolitayı, çocukluk aşkı olan Annabel ile özdeşleştirir. Yıllar önce, Annabel talihsiz bir şekilde ölmüştür ve bu olaydan sonra Humbert, kendinden yaşça küçük henüz kızlara, kendi tabiriyle supericiklerine ilgi duymaya başlar.


Humbert, Lolita'ya yakın olabilmek için her şeyi göze alır. Lolita'nın annesiyle bile evlenir. Daha sonra Dolores'in annesi hayatını kaybeder ve Humbert artık üvey kızı Lolita ile bir yolculuğa çıkar. Farklı şehirlere gidip, otellerde kalarak vakitlerini geçirdikleri bu sürede Humbert; Lolita'ya saplantılı bir şekilde bağlanır ve Lolita'nın her yaptığını kontrol altına almak ister. Bu kısımdan sonrası bir hayli heyecanlı, sonu ise beni gerçekten üzerek bitmiştir.
Önyargılarla okunmaya başlandığında Humbert'e sinirlenip, kızmamız gerekirken bu his kitabı okurken bende oluşmadı. Hatta ilerledikçe, Humbert'e gerçekten üzülmeye başladım. Kitabı okuyanlar benimle aynı fikirde mi gerçekten merak ediyorum.


Filmi ise kitapla bir hayli uyumlu buldum. Kitabın dışına çıkmadan, çok da ayrıntıya girilmeden anlatılmış. Humbert gözümde canlandırdığımdan daha genç, Lolita ise vücut hatları bakımında bir hayli olgun çıktı. Ama Dominique Swain ( Lolita ) bence çok güzel canlandırmış, Kitaptaki Dolores'in şımarık tasvirleri cuk oturmuş karaktere.
Stanley Kubrick yapımını izleyenler var mı? Hangisini daha başarılı buldunuz? Düşüncelerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.
Mutlu Günler!

4.8.15

Minoa Cafe Bookstore



Merhabalar!
Her ne kadar çoğu kitaplarımı internetten sipariş versem de, kitap evlerini gezmek başlı başına hobim diyebilirim. İnternet sitelerinde, %20- 30 daha uygun fiyatlı oldukları için, genelde kitap evlerinde beğendiğim kitapların isimlerini not alıyor,  keyifli vakit geçirmeye çalışıyorum. Ya da o gün kendimi ödüllendirmek istiyorsam, en fazla birkaç kitap alıp çıkıyorum. ( Genelde toplu kitap siparişleri veriyorum) Özellikle zincirleşmiş, her yerde şubeleri olan kitapçıları  gezmek yerine, sahiplerinin göz bebekleri olan özel kitap evlerini araştırıp bulmaya çalışıyorum. 
Tam da böyle bir günde karşıma çıkıyor Minoa. Kendisi Akaretler Süleyman Seba Caddesi'nde bulunmakta. Dışarıda minik de bir kafesi var. Klasik yayın evlerinin yan yana dizilmiş görüntüsünün aksine, Minoa'da kitaplar karışık dizilmiş. Bu bile benim çok hoşuma gitti. Birden çok farklı bir türle, farklı bir kitapla karşılaşabiliyorsunuz. Beni büyüleyen taraf ise, alt kısmı. Adeta kitap mahzeninde geziyormuş hissine kapılıyorsunuz. Bir o kadar sessiz ve zamanın donduğu yer sanki!






Her köşe o kadar ince düşünülmüş ki. Her yerde ayrı bir ayrıntı var. Bunu merdivenlerden çıkarken görüyorsunuz. Yazarlar ve ünlü sözleri basamaklara iliştirilmiş. 

Haftasonu kitapların içinde kaybolmak ve birer fincan kahve içmek için ideal bir yer. Sizin böyle sevdiğiniz kitap evleri / kafeler var mı? Paylaşırsanız çok mutlu olurum. 
Mutlu günler!

Adres: Vişnezade Mahallesi, Süleyman Seba Caddesi, Park Apartmanı, No 52/A, Beşiktaş, İstanbul.

21.7.15

Erken Kaybedenler

Merhabalar!
Benim müzik zevkim biraz eskilere dayanıyor. Sevdiğim çoğu grup, sanatçı ölü. Bu yüzden yeni bir albüm çıkmış/ bu sene ülkemize geliyorlar şu festivale gideyim diye bir tutkum olmuyor çoğu zaman. Neyse ki kitap zevkim yenilere çok daha açık. Özellikle ülkemizdeki yazarlara. Çok başarılı bulduğum ve okumaktan büyük zevk aldığım bir yazar Emrah Serbes.
İlk olarak Hikayem Paramparça'yı okumuştum. Normalde kitapların altını çizmekten nefret eden ben, yeminimi bozdum ve kitabın çoğu yerini işaretledim. Geri dönüp bakmak isteyeceğim o kadar güzel satırlar vardı ki.
Sonrasında Gezi Parkı ruhunu okurken birebir yaşatan Deliduman'ı büyük bir keyifle, bir çırpıda okumuştum.



Fuardan aldığım Erken Kaybedenler'i okumakta bu zamana kısmet oldu. İçinde beni oldukça etkileyen öyküler vardı. Her birinin anlatıcısı 11-15 yaş arası değişen erkek çocuklarından dinlediğim bu hikayeleri, zaman geçtikçe tekrar tekrar okuyacağım galiba.
Minik bir alıntı yazmak istiyorum kitaptan, bu zamana kadar hiç okumamış birkaç insanı teşvik ederim belki okumaya. Bir faydam dokunur belki.

"Çünkü büyüdükçe arzularım küçüldü, şaşkınlıklarım küçüldü, beklentilerim küçüldü.
Büyüdükçe öyle küçüldüm ki içimde taşıyacak birşey kalmadı. Büyümenin bir bedeli varsa işte bu, yarım metre uzadım, yirmi kilo aldım ve dünyadan vazgeçtim."

6.7.15

İçimizdeki Şeytan

Büyük kitaplar,
Bazı kitapların ''güzel'', ''mutlaka okunması gereken'' diye adlandırmak istemiyorum. Çünkü gerçekten bazı kitaplar o kadar büyük, o kadar gerçek ki...
Tıpkı Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan'ı gibi. Biraz okuma tembelliğine kapıldığım şu günlerde ilaç gibi geldi, bir solukta bitti..
Dediğim gibi bazı kitapları uzun uzun anlatmaktansa, çok beğendiğim noktaları alıntılamayı seviyorum.

''İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizin gururumuzun, salaklığımızın uydurması.. İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu.. İçimizde şeytan yok.. İçimizde aciz var.. Tembellik var.. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var...'' 

Yapmak istemediği şeyleri içindeki şeytana yükleyen Ömer, sevdiği insanın peşinden giden bir Macide ve bol bol eski İstanbul var bu kitapta. 
Okumanız şiddetle önerilir. 
Not: Çok güzel bir Selim İleri önsözü mevcut YKY baskısında. 

7.11.14

Yakıştı mı Murakami?

Aylardır bekliyoruz Haruki Murakami’nin yeni kitabını.  Daha çıkmadan methiyeler düzüldü, videolar yapıldı kitaba.  Renksiz Tsukuru’nun hikayesini anlatacaktı bize Murakami. Ha çıktı ha çıkacak derken Doğan Kitap sundu bize kitabı.
Neredeyse hayatının tamamını oluşturan ve çok değer verdiği 4 arkadaşının aniden Tsukuru’yla görüşmek istememesiyle başlıyor hikayemiz. Renksiz Tsukuru bu durumu kabullenmek zorunda kalsada, yıllar sonra yaşanılan bu küslüğün sebebini öğrenmeye çalışacaktır.
"İşte o an, Tsukuru nihayet her şeyi kabullenmeyi başarabildi. İnsanların yürekleri arasındaki bağ yalnızca uyum üzerinden oluşmuyordu. Aksine, bir yaradan diğerine daha derin bağlar oluşuyordu. Acı acıyla, kırılganlık kırılganlıkla yürekleri birbirine bağlıyordu. Elemli çığlıklar olmadan suskunluk, kan toprağa akmadan affediş, insanın içini lime lime eden kayıplardan geçmeden kabulleniş mümkün değildi. İşte bu, gerçek uyumun kökünde var olan şeydi."
"Haruki Murakami'den kaderinin gizemini çözmek, içindeki iflah olmaz yaranın kaynağına inmek için büyük bir yolculuğa çıkan bir kahramanın romanı. Kendini "renksiz" bilen Tsukuru Tazaki'nin hikâyesi. " 
Büyük yolculuk? Peki çıkılan bu yolcuğun sonunda bende bıraktığı hüsran? 
Sahilde Kafka'yı okurken merak uyandırtıp şaşırtan, İmkansızın Şarkısındaki'ndaki gibi hüzünlendiren bir kitap olmadı benim için Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları. Murakami'nin dili her zamanki gibi akıcı, sürükleyiciydi ama Tsukuru'nun hikayesi o kadar içine alamadı bu sefer beni.  Belki çok merakla beklediğim bir kitap olduğu, büyük beklentilerle okumaya başladığım içindir bilmiyorum ama benim için sonuyla da birlikte ortalama bir kitap olarak kalacak. Üzgünüm Murakami.

1.11.14

Cemil Kavukçu Okumaya Başlamak

Merhabalar!
Hafta sonu gezdiğim bir kitapçıda Cemil Kavukçu’nun "Üstü Kalsın" isimli kitabın kapağına hayran kaldım. Almaya elim gider gitmez de "evde Kavukçu’nun bir kitabı vardı sanki?" düşüncesiyle kendi kütüphanemde aldığım soluğu. Can Yayınları’nın 2008 baskısıyla "Angelacoma’nın Duvarları" bana göz kırpmıştı rafların arasından. Arkasını okur okumaz da, doğru kitapla Kavukçu okumaya başladığıma emin oldum. 

"Kâğıt ya da tavla oynamadığım, sinemaya gitmediğim, yapacak hiçbir şey bulamadığım gecelerde, tek başıma pencere kenarındaki bir masada oturup çayımı yudumlarken, ilçenin en geniş ama o saatlerde ıssızlaşmış caddesine, solgun ışıklarına bakarken buraya ait olmadığımı, harcandığımı, kendimi kandırdığımı, hiçbir zaman ressam olamayacağımı, benim için yaşamın başka yerlerde olduğunu düşünürdüm. Güçlü olduğumu sandığım anda bile güçsüzdüm. Yapabileceğim bir şey yoktu. Bir filmin hem oyuncusu hem de izleyicisi gibiydim."

Kendime..çünkü bu benim hikayem.. diyerek başlıyor kitabımız. Kavukçu çocukluk ve gençlik yıllarını anlatırken bizi 70'li yıllara götürüyor.  Sobalı evlere, dolup taşan Niyazi’nin sinemasına, kahvehanelere, panayırlara uğratıyor okuru. Resim sevgisini anlatıyor, Angelacoma’nın duvarlarına sıkışıp kalmışlığı, duvarların kendisini nasıl sardığını dile getiriyor Kavukçu.

Ben çok beğendim. Okurken geçmişe duyduğum özlemle yüzümde güzel tebessümler bıraktı Cemil Kavukçu. Birçok öykü kitabının olduğunu biliyordum, okuduğum bu kitaptan sonra zaman Cemil Kavukçu okuma zamanıdır benim için. Aşağıda alıntıladığım bazı cümleler var. Ben çok sevdim, umarım sizde okuyup seversiniz.

"Mutluluğun bendeki en belirgin tanımı da, yaşarken farkında olmadığım, geçmişte kalmış bazı anları yeniden yaşıyormuşçasına canlandırmak için duyduğum istektir. Bütün buluşmaların ortak noktası ise sonbahardır. Biten bir hüznü değil, her türlü yaratıcılığa açık bir kışa hazırlıktır bu."

"O anın bir daha yakalanmamak üzere kaçıp gittiğini, koşulların o çevrenin değiştiğini bilmeme karşın odun sobasıyla ısınan oda dekoru hariç, kendime benzer ortamlar yarattım, yaratmaya çalıştım, yağmurun sesini dinleyip çizgi romanlar okudum. Ama o eksik hazzı hiçbir zaman yakalayamadım."