Öneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19.3.16
Neler Dinliyorum ? #3
Benzer duyguları yaşadınız mı bilmiyorum ama kendimi uzun süre müzik dinlemeye kapatmıştım. Kasıtlı olarak yaptığım bir şey değildi bu, kafamda çok fazla soru işaretinin olduğu bir dönemden geçerken bana en çok iyi gelen şeyi, sevdiğim şeyleri dinlemediğimi fark etmiştim. Son zamanlarda geçirdiğimiz bu zor zamanları büyük bir sinirlilikle, elimden hiçbir şey gelmeden izlerken, gün içinde en çok sığındığım şey kitaplarım ve dinlediklerim oluyor. Bu yazı altında da son birkaç haftadır devamlı dinlediklerimi paylaşmak istedim. Daha güzel günlerde görüşmek umuduyla, barışla..
10.3.16
Kitap: Neler Okudum #3
Merhabalar,
Son zamanlarda okuduklarımı kısa kısa paylaşmak istedim.
*Mutlu Günler
"Biri, Hiçbiri, Binlercesi" - Luigi Pirandello
Nobel ödüllü İtalyan yazarın bu önemli eseriyle geç de olsa tanıştığım için çok mutlu oldum. Kitabın konusu kısaca şöyle ;
Sıradan bir hayata sahip olan Moscarda'nın birgün, karısının burnunun eğri olduğunu söylemesiyle hayatı değişir. O güne kadar gayet düzgün bir burna sahip olduğunu düşünen Moscarda, etrafındaki insanlara nasıl gözüktüğüyle ilgili sorgulamalara başlar. Fakat bu sorgulama bir tür "delilik"e dönüşür. Tanıdığı herkes için farklı bir ben'e sahip olduğunu anlayan Moscarda, insanın bir mi, binlerce mi, yoksa hiç mi olduğu sorusuna cevap arar.
"Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz" - Melisa Kesmez
Yepyeni, kalemi çok kuvvetli bir kadın öykücüyle tanışmanın mutluluğu! Normalde öykü kitaplarını okuyup bitirdiğimde tekrar başa döner, beni en çok etkilemiş öyküleri seçmeye çalışırım. Melisa Kesmez'in öykülerini de ayrı ayrı çok sevdim. Hepsini. Abartısız, akıcı, gerçekçi. Şiddetle bu güzel kadınla tanışmanızı tavsiye ediyorum. "Bazen Bahar" isminde bir diğer öykü kitabı daha Sel Yayıncılık'tan çıkmış bulunmakta.
"Biz" - Yevgeni Zamyatin
En çok okumayı sevdiğim tür galiba distopya diyebilirim. Bu türde ne yazıldıysa okumaya çalışıyorum bu aralar. Öyle bir kitapla karşılaştım ki, bütün distopya kitapların öncüsü olarak geçmekteymiş. Kitabın konusuna kısaca değinecek olursam;
26. Yüzyılda, kişilerin isimler yerine numara ve harf kombinasyonlarından oluştuğu, doğanın yeşil duvarın arkasına sürüldüğü, herşeyin devlet kontrolünde olduğu bir yapı anlatılıyor. Bunu İntegral adını verdikleri uzay gemisinin mimarı D-503 birgün I-330'la karşılaşır ve bugüne kadar hiç sorgulamadığı şeyleri sorgulamaya başlar. Hayal etmeye başlar. Ki bu, 26. yüzyılda bir hastalık çeşitidir.
"Northanger Manastırı" - Jane Austen
Jane Austen'nin "Gurur ve Önyargı" kitabı uzun süredir okuma listemdeydi. Bende onu okumadan önce, öldükten çok sonra yayınlanan yazarın ilk romanı olan Northanger Manastırı'nı okumak istedim. Kitabın konusu ise şöyle:
Catherine , 17 yaşında, on çocuklu bir ailenin çocuğudur. Çok yetenekli ve akıllı bir kız değildir, hatta kitap boyunca fazla iyi niyeti ve saflıklarıyla öne çıkmaktadır. Komşularıyla ailesinden uzakta, Bath'de altı hafta geçirecek olan Catherine, bu sürede yeni arkadaşlar edinir, balolara gider ve gönlünü yakışıklı ve kültürlü Bay Tilney'e kaptırır. Bu aşkın nasıl ilerlediğini, yan karakterlerle olan diyaloglarını akıcı bir şekilde okutuyor bize yazar.
Sizin son zamanlarda okuyup tavsiye edebileceğiniz kitaplar var mı ?
Paylaşırsanız sevinirim *
Etiketler:
Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz,
Biri Hiçibiri Binlercesi,
Biz,
Jane Austen,
Kitap,
Luigi Pirandello,
Melisa Kesmez,
Northanger Manastırı,
Öneri,
Yevgeni Zamyatin
6.2.16
Kitap : Neler Okudum? #2
Merhaba,
Bu ara sadece ama sadece okuyarak geçirdiğim bir zamandayım. Okuduklarımı, tavsiye ettiklerimi kısa kısa sizlerle paylaşmak istedim.
Bu ara sadece ama sadece okuyarak geçirdiğim bir zamandayım. Okuduklarımı, tavsiye ettiklerimi kısa kısa sizlerle paylaşmak istedim.
*Mahir Ünsal Eriş - Olduğu Kadar Güzeldik
Son zamanlarda okuduğum açık ara en iyi öykü kitabıydı desem çok abartmış olmam sanırım. Sekiz tane öykünün hepside o kadar samimiki, Erdek'i, Bandırma'yı, Biga tostunu okurken bir hüzün yerleşiyor içinize. En çok sevdiğim öyküler ise: "Benim Adım Feridun" ve "Stoper" oldu.
*John Berger- Düğüne
Oldukça hüzünlü bir romandı Düğüne. Kitap bitti ama, içimde Ninon ve Gino'nun buruk aşkı.. HIV + hastası olan Ninon ve öleceğini bile bile onu bırakmayan Gino, ve herşeye rağmen hazırlıklarını yaptıkları düğünleri.. Okumanızı tavsiye ederim.
*Gülayşe Koçak- Gözlerindeki Şu Hüznü Gidermek İçin Ne Yapmalı?
Uzun zamandır bol monologları ve dialogları olan bir roman okumamıştım. Yasemin ve Mehmet ikiside ikinci evliliklerini yapmış, biri klasik müzik tutkunu, diğeri akademisyen olan iki karakterdir. Yazar da bizi bu iki karakterin evliliklerinden, geçmişte yaşadıkları ilişkilerden, problemlerinden bahsetmiş. Ben hiç sıkılmadan bitirdim ve Gülayşe Koçak ile bu kadar geç tanıştığım için biraz utanç duydum.
*Stefan Zweig- Bir Kadının Hayatından 24 Saat
Sanki bir kitap okumadım, film izledim. Stefan Zweig olay örgüsünü öyle güzel, öyle heyecanlı anlatmış ki, ara vermeden bir solukta okunan cinsten! Bir kadının sıradan bir hayatı varken, bir gün başından öyle bir şey geçiyor ki, hayatında geçirdiği bu 24 saati ilk defa dile getiriyor. Mutlaka okuyun!
*Jostein Gaarder - Sirk Müdürünün Kızı
Sınırsız bir hayalgücü.. Aklına gelen fikirleri yazarlarla paylaşan, hayatını yazar yardımı yaparak geçiren Petter'in hikayesini anlatıyor Sirk Müdürünün Kızı. Petter'in çocukluğundan başlayarak hayatını kendisinden okuyoruz, zaman zaman kendi hayal dünyasına girip aklındaki hikayeleri anlatıyor, ve eğlenceli başlayıp, hüzünle noktalıyor kitabı Jostein Gaarder.
*Barış Bıçakçı - Seyrek Yağmur
Merakla beklediğim, bir çırpıda okuduğum, incecik ama çok şey anlatan bir kitaptı Seyrek Yağmur.. Bütün diğer Barış Bıçakçı kitapları gibi, bu kitabıda tekrar okunacaklar listeme girmiş bulunmakta.
"Kitapçı Rıfat. Hikayesi çok hazin. Bütün ömrü seyrek bir yağmurun peşinde koşmak ile geçiyor." Rıfat'ı anlatıyor yazar, kitapçı dükkanını, unutamadığı sevgilisini, kedisi Hakkı'yı, babasını anlatıyor ; abartısız, ince bir anlatımla, özlediğimiz Barış Bıçakçı yorumuyla..
28.12.15
Kitap : Neler Okudum?
Uzun bir aradan sonra merhaba!
Ev yenileme ve birtakım internetteki sorunlar nedeniyle bu ara ne yazıkki film ve dizi izleme rutinlerim bir hayli aksadı. O yüzden bu dönem benim için daha çok okuma ağırlıklı oldu. Film ve dizi izlemeye ara verince şu anda resmen izlemek için bir şeyler seçemiyorum :) Bunu da takip etmeyi çok sevdiğim, uzun zamandır yazılarını okuyamadığım bloggerlardan depolayacağım gibi gözüküyor :)
Bu sürede neler okudum ?
*Satranç - Stefan Zweig
Ufacık, tefecik bu kitabı bir türlü elime alıp okuyamamıştım. Bir oturuşta sizi içine alan ve sonunu merak ettiren uzun bir öykü den oluşuyor Satranç. Stefan Zweig ile de tanışmış oldum, bu anlatımından sonra ilk kitap siparişimi verdiğimde diğer kitaplarını da edineceğim!
*Mülksüzler - Ursula K. Le Guin
Uzun süredir okumaktan korktuğum bir kitaptı Mülksüzler. Belki yanlış zamanda gidip geldim okumak için bilmiyorum, ama kesinlikle en doğru zamanlamamda okumuşum, ve çok beğendim! Ütopik bir roman, Annares ve Urras isminde iki gezegen bulunmakta, Annares Odocu anarşistlerden, Urras ise kapitalist ve devletçilerden oluşmaktadır. İki gezegenin birbiriyle hiçbir iletişimi yoktur ve ana karakterin Annares'li Shevek'in fizik dalında araştırma yaparken, Urras'a gitmesiyle birbirlerinden ne kadar farklı düzenle idare edildiğine şahit oluyoruz. Kendi bulunduğumuz düzeni de sorgulatacak, akıcı bir dille yazılmış bir roman. Mutlaka okuyun!
*Fahrenheit 451- Ray Bradbury
İtfaiyicelerin yangını söndürdükleriyle değil, etraflarındaki kitapları yakmakla görevli oldukları bir çağdayız. İnsanların sadece televizyon seyrederek vakitlerini geçirdikleri, sorgulamadıkları bir dönem. Burada itfaiyicimiz Montag, bir kitabı yakmayıp, onu merak ediyor ve kitap bu şekilde ilerliyor. Güzel bir distopya, tavsiye ediyorum!
*Mesela Saat Onda-Engin Gençtan
Okuduğum en değişik kitaplardan biri diyebilirim. İlk defa okuduğum bir yazar, dilini çok sevmekle birlikte, karakterleri fazla ve karışık buldum. Fakat, çok ilginç bir zekayla yazıldığı kesin!
*Karasevdalılar- Javier Marias
Maria isminde bir kadın, her sabah işe gitmeden aynı kafe de kahvaltı yapar ve hergün onunla aynı kafede karı-koca bir çift de kahvaltı yapmaktadır. Onları uzaktan gözlemler ve ister istemez bir yakınlık duymaya başlar. Fakat adam bir cinayete kurban gider ve Maria bu olayın perde arkasını araştırırken bulur kendini. Güzel bir kitap fakat, ben okurken biraz sıkıldım.
Benim okuduklarım bu şekildeydi. Siz bu aralar neler okudunuz ?
Mutlu Haftalar!
Ev yenileme ve birtakım internetteki sorunlar nedeniyle bu ara ne yazıkki film ve dizi izleme rutinlerim bir hayli aksadı. O yüzden bu dönem benim için daha çok okuma ağırlıklı oldu. Film ve dizi izlemeye ara verince şu anda resmen izlemek için bir şeyler seçemiyorum :) Bunu da takip etmeyi çok sevdiğim, uzun zamandır yazılarını okuyamadığım bloggerlardan depolayacağım gibi gözüküyor :)
Bu sürede neler okudum ?
Ufacık, tefecik bu kitabı bir türlü elime alıp okuyamamıştım. Bir oturuşta sizi içine alan ve sonunu merak ettiren uzun bir öykü den oluşuyor Satranç. Stefan Zweig ile de tanışmış oldum, bu anlatımından sonra ilk kitap siparişimi verdiğimde diğer kitaplarını da edineceğim!
*Mülksüzler - Ursula K. Le Guin
Uzun süredir okumaktan korktuğum bir kitaptı Mülksüzler. Belki yanlış zamanda gidip geldim okumak için bilmiyorum, ama kesinlikle en doğru zamanlamamda okumuşum, ve çok beğendim! Ütopik bir roman, Annares ve Urras isminde iki gezegen bulunmakta, Annares Odocu anarşistlerden, Urras ise kapitalist ve devletçilerden oluşmaktadır. İki gezegenin birbiriyle hiçbir iletişimi yoktur ve ana karakterin Annares'li Shevek'in fizik dalında araştırma yaparken, Urras'a gitmesiyle birbirlerinden ne kadar farklı düzenle idare edildiğine şahit oluyoruz. Kendi bulunduğumuz düzeni de sorgulatacak, akıcı bir dille yazılmış bir roman. Mutlaka okuyun!
*Fahrenheit 451- Ray Bradbury
İtfaiyicelerin yangını söndürdükleriyle değil, etraflarındaki kitapları yakmakla görevli oldukları bir çağdayız. İnsanların sadece televizyon seyrederek vakitlerini geçirdikleri, sorgulamadıkları bir dönem. Burada itfaiyicimiz Montag, bir kitabı yakmayıp, onu merak ediyor ve kitap bu şekilde ilerliyor. Güzel bir distopya, tavsiye ediyorum!
*Mesela Saat Onda-Engin Gençtan
Okuduğum en değişik kitaplardan biri diyebilirim. İlk defa okuduğum bir yazar, dilini çok sevmekle birlikte, karakterleri fazla ve karışık buldum. Fakat, çok ilginç bir zekayla yazıldığı kesin!
*Karasevdalılar- Javier Marias
Maria isminde bir kadın, her sabah işe gitmeden aynı kafe de kahvaltı yapar ve hergün onunla aynı kafede karı-koca bir çift de kahvaltı yapmaktadır. Onları uzaktan gözlemler ve ister istemez bir yakınlık duymaya başlar. Fakat adam bir cinayete kurban gider ve Maria bu olayın perde arkasını araştırırken bulur kendini. Güzel bir kitap fakat, ben okurken biraz sıkıldım.
Benim okuduklarım bu şekildeydi. Siz bu aralar neler okudunuz ?
Mutlu Haftalar!
6.10.15
Neler Dinliyorum ? #2
Merhabalar,
Havalar yavaş yavaş soğuyor, artık kahvemizi yapıp, battaniyeye sarınıp güzel müziklerin tadını çıkarma vakti.
Eylül ayı benim için ilaç gibi geldi diyebilirim. Uzun zamandır sürekli aynı şeyleri dinlemekten o kadar sıkılmıştım ki, böyle bir dönemde çok sevdiğim sanatçıların yeni albümleri birer birer çıktıkça, dinlemeye doyamadım, kendimi müziğin akışına bıraktım.

Bir insan bu yaşında, basic siyah bir t-shirt ile bu kadar karizma olabilir mi? David Gilmour, Pink Floyd'la yollarını ayırdıklarını ilan ettikten sonra bize bir adet solo albüm dinletti. "On An Island", çıktığından beri, severek dinlediğim, arşivimde olan bir albümdü. Bu albümden sonraki, solo albüm de beklediğimiz onca seneye gerçekten değdiğini düşünüyorum. Çünkü "Rattle That Lock" albümü, birçoğumuzun özlediği, alışkın olduğumuz Pink Floyd sound'unu oldukça hissettiriyor.
"The Division Bell"deki efsanevi Marooned'in yanına yakışır bir kardeş geldi bu albümden: "5 A.M". Sonrasında, "Faces of Stone"'u dinlerken işte beklediğim sound dedim, tıpkı eskisi gibi. Diğer favorim ise: "In Any Tongue" oldu.
Video için : Rattle That Lock

Diğer dinlediğim albüm ise Chris Cornell'ın "Higher Truth" isimli solo albümü. Cornell'in 90lardaki halinden beri bütün bulunduğu durumları, müzik oluşumlarını seviyorum ve büyük bir keyifle dinliyorum. Yaptığı her iş de imzasını bırakıyor kanımca. Grup olarak da dinlemeyi sevdiğimiz Cornell, dinleyecilerini özletmiyor, ara ara solo albümlerle bizleri besliyordu. "Scream" ve "Songbook" solo albümlerinin ardından nihayet bir yenisi geldi. Higher Truth albümü de gerçekten uzun süre kendisini dinletecek bir albüm olmuş. Hem çığlıklarını sevdiğimiz şarkılar, hem de bir tık daha sakin, toplamda 15 parça + 1 remix den oluşuyor. Çıkış videosunu izlemek için : Nearly Forgot My Broken Heart
The Black Keys'i gerçekten seviyorum. Hal böyle olunca Black Keys'den Dan Auerbach'ın yeni projesi olan The Arcs'ı beğenmemek olmazdı. "Yours, Dreamily" albümünü ben oldukça beğendim. İlk olarak Stay In My Corner 'la seslerini duyduk, ki ilk dinlediğimden beri sevdiğim ve devamını merak ettiğim bir albüm olmuştu. Sonrasında Outta My Mind'ı dinlediğimde hiç şüphesiz önerebileceğim bir albüm oldu. Toplamda 14 şarkı var, hiç düşünmeden tadına bakın derim.
Son olarak, daha çok birşeyler okurken 8tracks'den oluştulan studying playlist'leri dinlerken, bende bir liste yapayım dedim. Baya iç karartıcı bir liste oldu ama, umarım seversiniz. Dinlemek için *
Siz bu aralar neler dinliyorsunuz? Önerileriniz var mı? Paylaşırsanız mutlu olurum.
Havalar yavaş yavaş soğuyor, artık kahvemizi yapıp, battaniyeye sarınıp güzel müziklerin tadını çıkarma vakti.
Eylül ayı benim için ilaç gibi geldi diyebilirim. Uzun zamandır sürekli aynı şeyleri dinlemekten o kadar sıkılmıştım ki, böyle bir dönemde çok sevdiğim sanatçıların yeni albümleri birer birer çıktıkça, dinlemeye doyamadım, kendimi müziğin akışına bıraktım.

Bir insan bu yaşında, basic siyah bir t-shirt ile bu kadar karizma olabilir mi? David Gilmour, Pink Floyd'la yollarını ayırdıklarını ilan ettikten sonra bize bir adet solo albüm dinletti. "On An Island", çıktığından beri, severek dinlediğim, arşivimde olan bir albümdü. Bu albümden sonraki, solo albüm de beklediğimiz onca seneye gerçekten değdiğini düşünüyorum. Çünkü "Rattle That Lock" albümü, birçoğumuzun özlediği, alışkın olduğumuz Pink Floyd sound'unu oldukça hissettiriyor."The Division Bell"deki efsanevi Marooned'in yanına yakışır bir kardeş geldi bu albümden: "5 A.M". Sonrasında, "Faces of Stone"'u dinlerken işte beklediğim sound dedim, tıpkı eskisi gibi. Diğer favorim ise: "In Any Tongue" oldu.
Video için : Rattle That Lock

Diğer dinlediğim albüm ise Chris Cornell'ın "Higher Truth" isimli solo albümü. Cornell'in 90lardaki halinden beri bütün bulunduğu durumları, müzik oluşumlarını seviyorum ve büyük bir keyifle dinliyorum. Yaptığı her iş de imzasını bırakıyor kanımca. Grup olarak da dinlemeyi sevdiğimiz Cornell, dinleyecilerini özletmiyor, ara ara solo albümlerle bizleri besliyordu. "Scream" ve "Songbook" solo albümlerinin ardından nihayet bir yenisi geldi. Higher Truth albümü de gerçekten uzun süre kendisini dinletecek bir albüm olmuş. Hem çığlıklarını sevdiğimiz şarkılar, hem de bir tık daha sakin, toplamda 15 parça + 1 remix den oluşuyor. Çıkış videosunu izlemek için : Nearly Forgot My Broken HeartThe Black Keys'i gerçekten seviyorum. Hal böyle olunca Black Keys'den Dan Auerbach'ın yeni projesi olan The Arcs'ı beğenmemek olmazdı. "Yours, Dreamily" albümünü ben oldukça beğendim. İlk olarak Stay In My Corner 'la seslerini duyduk, ki ilk dinlediğimden beri sevdiğim ve devamını merak ettiğim bir albüm olmuştu. Sonrasında Outta My Mind'ı dinlediğimde hiç şüphesiz önerebileceğim bir albüm oldu. Toplamda 14 şarkı var, hiç düşünmeden tadına bakın derim.
Son olarak, daha çok birşeyler okurken 8tracks'den oluştulan studying playlist'leri dinlerken, bende bir liste yapayım dedim. Baya iç karartıcı bir liste oldu ama, umarım seversiniz. Dinlemek için *
Siz bu aralar neler dinliyorsunuz? Önerileriniz var mı? Paylaşırsanız mutlu olurum.
Keyifli Dinlemeler*
Etiketler:
Albüm,
Chris Cornell,
David Gilmour,
İnceleme,
Müzik,
Öneri,
The Arcs
15.9.15
Neler Dinliyorum ?
Bu aralar çok sık dinlediğim 5 şarkıyı linkleriyle birlikte paylaşıyorum.
Keyifli Dinlemeler.
Vintage Trouble - Blues Hand Me Down ( Acoustic)
The New Basement Tapes - Kansas City
Alter Brige - Lover
The Black Keys- Weight of Love
Train- Drops of Jupiter
The New Basement Tapes - Kansas City
Alter Brige - Lover
The Black Keys- Weight of Love
Train- Drops of Jupiter
24.8.15
Son Zamanlarda En Sık Kullandığım Telefon Uygulamaları
Merhabalar!
Her gün bir sürü yeni uygulamalar geliyor telefonlarımıza. Ben oldukça fazla zaman geçiriyorum; faydalı, eğlenceli uygulamalar bulabilir miyim diye. Bu postta son zamanlarda keşfettiğim uygulamaları paylaşmak istedim. Belki ilginizi çekip, sizinde öğrenmenize yardımcı olurum.
Son zamanlarda oynadığım, canlarımın dolmasını sabırsızlıkla beklediğim bir oyun oldu Rock On. Bu uygulamada rock müzik bilginizi test ediyorsunuz. İndirdikten sonra seviye seviye ilerleyen bir oyun. Mikrofon Denetimi, Ani Ölüm, Arcade modunda size verilen görevleri yaparak atlıyorsunuz seviyeleri. O kadar eğlenceli bir harita yapmışlar ki! Pop rock, indie, heavy metal, klasik rock gibi geniş bir skalaya sahip Rock On. Bunu yaparken yeni şarkılar keşfetmek de bu güzel oyunun cabası!
Bu zamana kadar indirdiğiniz tüm ingilizce öğrenme uygulamalarını unutun. Çünkü bu uygulama benim için en eğlencelisi! Voscreen'i indirip, kayıt olduktan sonra ana dilinizi seçiyorsunuz. Seviyenizi işaretledikten sonra, ekrana gelen kısa videoları dilerseniz ingilizce altyazılı ya da altyazısız, türkçeye çevirmeye çalışıyorsunuz. İşin güzel tarafı çoğu videonun bir filmden, çizgi filmden, belgesellerden, reklam filmlerinden seçilmiş olması. Ve böyle güzel bir uygulamanın tabiki ücretsiz olarak bizlere sunulması.
Her gün bir sürü yeni uygulamalar geliyor telefonlarımıza. Ben oldukça fazla zaman geçiriyorum; faydalı, eğlenceli uygulamalar bulabilir miyim diye. Bu postta son zamanlarda keşfettiğim uygulamaları paylaşmak istedim. Belki ilginizi çekip, sizinde öğrenmenize yardımcı olurum.
-Rock On-
-Learnist-
Çok severek kullandığım bir sosyal bilgi paylaşım sitesi. İçeriği o kadar geniş ki, yok yok. Bilim, teknoloji, seyahat, oyunlar ve daha nicesi. Uygulama tamamen ingilizce. Learnist'te pizza hamuru yapımından tutunda, kamp tekniklerine kadar insanların adım, adım paylaştığı harika bilgiler mevcut.
-Voscreen-
Bu zamana kadar indirdiğiniz tüm ingilizce öğrenme uygulamalarını unutun. Çünkü bu uygulama benim için en eğlencelisi! Voscreen'i indirip, kayıt olduktan sonra ana dilinizi seçiyorsunuz. Seviyenizi işaretledikten sonra, ekrana gelen kısa videoları dilerseniz ingilizce altyazılı ya da altyazısız, türkçeye çevirmeye çalışıyorsunuz. İşin güzel tarafı çoğu videonun bir filmden, çizgi filmden, belgesellerden, reklam filmlerinden seçilmiş olması. Ve böyle güzel bir uygulamanın tabiki ücretsiz olarak bizlere sunulması.-TVShow Time-
Bilgisayarda oldukça sık kullandığım bu uygulamanın, telefon versiyonu olması oldukça mutlu etti beni. Yabancı dizi izleyicisi olup, hangi bölümde kaldım sıkıntısı yaşayanlara hızır gibi yetişen bir uygulama. Böylelikle izlediğiniz dizileri arşivleyip düzgün bir hale getirebilirsiniz. Takip ettiğiniz devam eden dizilerin, yeni bölümleri yayınlandığında, telefonunuza bildirimde göndermekte.
Mutlu günler*
7.8.15
Film Önerileri
Merhabalar!
Böyle bir başlıkla, daha önce inceleyemediğim, özet yazmakta biraz üşendiğim filmlerin içinden hoşuma gidenleri seçip kısa kısa yayınlamaya karar verdim. Önerdiğim filmler, sizinde haftasonu için keyifli vakit geçirmenizi sağlarsa ne mutlu bana!
Çok sevdiğim, izledikten sonra hemen anneme izlettiğim bir film! İki kız kardeşin hayatlarına gidiyoruz. Kocasından ayrılmış, bir oğlu olan Rose (Amy Adams) mutlu olmadığı bir işte çalışmaktadır. Bir süre sonra, Rose ve kız kardeşi Norah (Emily Blunt) birlikte çalışmaya başlarlar, fakat yaptıkları iş çok da sıradan bir iş değildir. Son zamanlarda izlediğim en iyi dram diyebilirim. Gerek Emily Blunt gerekse Amy Adams o kadar güzel can vermişler ki rollerine. Bir yandan hüzünlendiren, bir yandan da gülümseten bir film. İzlemenizi şiddetle önermekteyim!
Bol diyaloglu bir film. V (Kristen Stewart), 40'lı yaşlarına yaklaşmış Maria (Juliette Binoche)'nın asistanlığını yapmaktadır. Maria, 20li yaşlarında oynadığı oyunu, yeniden canlandırmak için çalışır. Ancak bu sefer, başka bir karakteri canlandırması istenir. Bunu yapmaya çabalarken V ile Maria'nın uzun sohbetlerini, doğa yürüyüşlerini izliyoruz. İzlenesi bir film.
Beklentimi tam anlamıyla karşılamamış bir film aslında. Belki Ben Stiller faktöründen, belki yönetmen faktöründen, çok daha güzel bir film beklediğim için, bilmiyorum. Ama bence pazar günü tamda kahvaltıyla gidecek olan bir film, kötü değil asla. Filmin konusuna gelirsek, orta yaşlarına gelen Josh (Ben Stiller) ve karısı Cornelia (Naomi Watts) kendilerinden yaşça küçük bir çiftle tanışırlar. Etraflarındaki arkadaşlarından sonra bu çiftle yaptıkları aktivitelerle kendilerini yenilenmiş hissederler. Sonrasında olayların rengi bir hayli değişir. Bundan sonrası sizin!
Böyle bir başlıkla, daha önce inceleyemediğim, özet yazmakta biraz üşendiğim filmlerin içinden hoşuma gidenleri seçip kısa kısa yayınlamaya karar verdim. Önerdiğim filmler, sizinde haftasonu için keyifli vakit geçirmenizi sağlarsa ne mutlu bana!
Sunshine Cleaning
-2008-
Christine Jeffs
Çok sevdiğim, izledikten sonra hemen anneme izlettiğim bir film! İki kız kardeşin hayatlarına gidiyoruz. Kocasından ayrılmış, bir oğlu olan Rose (Amy Adams) mutlu olmadığı bir işte çalışmaktadır. Bir süre sonra, Rose ve kız kardeşi Norah (Emily Blunt) birlikte çalışmaya başlarlar, fakat yaptıkları iş çok da sıradan bir iş değildir. Son zamanlarda izlediğim en iyi dram diyebilirim. Gerek Emily Blunt gerekse Amy Adams o kadar güzel can vermişler ki rollerine. Bir yandan hüzünlendiren, bir yandan da gülümseten bir film. İzlemenizi şiddetle önermekteyim!
Clouds of Sils Maria
-2014-
Olivier Assayas
While We're Young
-2014-
Noah Baumbach
Beklentimi tam anlamıyla karşılamamış bir film aslında. Belki Ben Stiller faktöründen, belki yönetmen faktöründen, çok daha güzel bir film beklediğim için, bilmiyorum. Ama bence pazar günü tamda kahvaltıyla gidecek olan bir film, kötü değil asla. Filmin konusuna gelirsek, orta yaşlarına gelen Josh (Ben Stiller) ve karısı Cornelia (Naomi Watts) kendilerinden yaşça küçük bir çiftle tanışırlar. Etraflarındaki arkadaşlarından sonra bu çiftle yaptıkları aktivitelerle kendilerini yenilenmiş hissederler. Sonrasında olayların rengi bir hayli değişir. Bundan sonrası sizin!
*Mutlu Haftasonları*
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















